banner9

                    Ulu Önder Atatürk'ün kendisine ve çalışmalarına büyük değer verdiği ve karşılıklı görüşmeler için Türkiye'ye davet ettiği, fakat ilerlemiş yaşı nedeniyle bu davete icabet edemeyen Araştırmacı yazar Albay James Churchward'ın 50 senelik araştırmalarının sonucu, MU Medeniyeti ve dünya medeniyetleri hakkında yazmış olduğu kitaplardan faydalanarak, son 70.000 yılda dünyada olup bitenleri özetlemeye çalışalım.

       Bu buluntulardan elde edilen bilgilere göre, Mu kıtasının jeolojik yapısı hakkında bilgilere ulaşıldı. Yapılan araştırmalarla Mu kıtasının, Pasifik Okyanusu’nun oldukça büyük bir bölümünü kapsadığı anlaşıldı. Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adaları ile diğer Polonezya adalarının Mu kıtasının batmasından sonra ondan arta kalan parçalar olduğu ortaya konuldu. Bu duruma destekleyici bilgi olması açısından, Eric Von Daniken görüşleri de önemlidir. Daniken’ e göre, “bir birinden binlerce kilometre uzakta olan adaların hem jeolojik yapıları, hem bitkisel yapıları hemde kültürleri aynı denilecek ölçüde benzerdir”20. Bulunan buluntuların şifrelerinin çözümlenmesinden sonra çıkan sonuçlara göre, Mu kıtası olarak bilinen büyük kara parçası, doğudan batıya 8.000 kilometre, kuzeyden güneye de 5.000 kilometre uzunluğunda dev bir ada kıtaydı.

      Naacall tabletlerindeki yazılara gore bu kıta uygarlığın ve gelişmişliğin beşiğidir. Bununla birlikte yaklaşık 70.000 yıllık geçmişe sahip olduğu düşünülen Mu, bu geçen sürede bir çok koloni ve uygarlığa da ev sahipliği yapmıştır21. James Churchward 1883 yılında Batı Tibet'e gittiğinde, orada tanışmış olduğu Başrahip Rishi ile olan yakınlığı nedeniyle 15.000 yıl önce MU'lar yada Uygur Türkler tarafından yazıldığı tespit edilmiş olan ve o güne kadar bir sır olarak saklanan tabletler kendisinin incelemesine açılır. Bu tabletlerin çözümünü yapıp, okuyabilmesi için James Churchward Başrahibin de yardımıyla iki senede Naga - Maya (MU) dilini ve yazılarını öğrenerek 15 yıl sürede binlerce tabletin okunmasını bitirir. Bu olay Dünya'da ilk defa olmaktadır. Daha sonra 1921 - 1923 yıllarında Meksika'da Jeolog William Niven'in bulduğu ve MU kökenli olduğu anlaşılan tabletlerin çözümünde de James Churchward'dan yardım istenir.

      Bu davet üzerine Meksika'ya giden James Churchward bu tabletleri de inceledikten sonra tespitlerini 4 kitap halinde yayınlar.James Churchward'ın tespitlerine göre; 70.000 yıl önce dünya haritası bugünkünden çok farklıdır. Bugünkü haritaya ilaveten Pasifik Okyanusunda ve Atlantik Okyanusunda birer ada kıtası ile Asya Kıtasında büyük bir iç deniz vardı. Brezilya'daki büyük Amazon bataklığı da bir iç denizdi. Amazon iç denizi de su yolları yoluyla Pasifik ve Atlas Okyanuslarına açılıyordu. Yani Amazon iç denizi yoluyla, her iki okyanustan birbirlerine geçilebiliyordu.Bu tarihlerde Dünya üzerinde henüz dağ silsileleri, büyük dağlar ve hatta hiç dağ yoktu, yani daha dağlar oluşmamıştı. Dünya yüzeyi denizlerden çok az yükseklikteki düzlüklerden ve hafif engebelerden ibaretti.Himalayalar'daki bazı manastırlarda bulunan 70.000 yıl öncesine ait yazıtlardan anlaşıldığı üzere 200.000 ila 270.000 yıl önceki bir zamanda, Pasifik Okyanusundaki ada kıtasında ilk insanlar ortaya çıktı ve çoğalarak bir toplum oluşturdu.

       Bu topluma MU yeni Uygur Medeniyeti ve MU Uygur Ülkesi dendi. 70.000 yıl öncesine gelindiğinde bu medeniyet çok gelişmiş bir toplum oldu. Öyle ki, bugün insanlığın içinde bulunduğu gelişmişlik ve bilgi düzeyinden çok daha ileri düzeye geldi.70.000 yıl öncesinde bilimin ve teknolojinin gelişmesinin yanında denizcilik de çok gelişti. Gemilerle çok uzaklara seyahat edebiliyorlardı. Zamanla bu ada kıtasında, nüfus da artmaya başladığı için başka yerlere göç başladı. Anavatan MU'yu terk edip, başka yerlere göç eden Uygurlara Mayalar dendi. Yani Mayalar başka bir bağımsız ırk olmayıp, anavatandan göç eden MU'lulara yeni Uygurlara verilen bir addır. Uygurlar 70.000 yıl önce anavatan MU'dan hem doğu, hem de batı istikametine göçler başladı.

      Bu göçler sonrası oluşturulan yeni toplumlar da anavatana bağlı yeni sömürgeleri oluşturdular.Anavatan MU'dan doğu istikametine gidenler, Pasifik Okyanusunu aşarak Orta Amerika'ya ulaştı. Buradan Brezilya'daki Amazon iç denizi yoluyla Atlas Okyanusundaki ada kıtaya geçerek burada Atlantis Sömürge Devletini kurdular. Anavatan MU'dan çıkan bu Uygurlar beyaz tenli ,orta boylu,boz gözlü , sarışın insanlardı.Doğu istikametine göç eden bu açık tenli insanların bir kısmı da Meksika Bölgesine ve Kuzey Amerika içlerine yöneldiler. Meksika Bölgesine göç edenler de Mayaların atalarını oluşturdular ve daha sonra Maya İmparatorluğunu kurdular.Anavatan MU'dan doğuya yapılan göçlerden çok önce batı istikametine göç eden gruplar, Asya'da bugünkü Gobi Çölü'nün içinde bulunan sulak ve verimli topraklara yerleşerek UYGURLAR adını aldılar. Uygurların göçü MU'dan yapılan ilk göçlerdir. UYGUR MEDENİYETİ bu nedenle Atlantis'ten daha eskidir.Gerek Uygurlar, gerekse Atlantisliler, MU İmparatorluğunun ilk sömürge devletleridirler. Daha sonra bu iki sömürge devlet de imparatorluk haline dönüşerek büyük bir güç haline geldiler.Batıya göç eden anavatan MU'luların yeni Uygurlar bir kısmı ise Burma üzerinden Hindistan'a geçtiler ve burada başka bir gelişmiş medeniyet kurdular.

     Bu medeniyete de INDUS MEDENİYETİ dendi. Bulunan tabletlerden öğrenildiği üzere, bu insanların teknolojileri çok ileriydi. 15.000 -20.000 yıl önce Hindistan'da çok ileri teknoloji ürünü uçaklar kullanılıyordu, teknoloji ürünleri ve uçaklar ile ilgili kanıtlar Japon müzesinde özel arşivde bulunmaktadır , Öyle ki; bu uçaklara dışarıdan yakıt konmuyor, uçaklar çalışırken yakıtını havadan elde ediyor ve çok uzun süre havada kalabiliyordu. Ta ki, metal yorulması veya bir nedenle arıza oluşana kadar sürekli uçabiliyordu. Çok güçlü silahları kullanabiliyorlardı. Uygulanan teknolojiler bugünkü seviyeden çok daha ilerideydi. Anavatan MU kadar ileri olmasa bile diğer iki imparatorluk Atlantis ve Uygurların ‘da teknolojik gelişimleri ileri seviyedeydi.

       Aradan geçen binlerce yılda Asya'daki Uygurlar, Hindistan'daki Induslar ve Atlas Okyanusundaki Atlantisliler çok güçlendiler, teknoloji ve bilimde çok ileri gittiler, nüfusları da artınca buralardan da Dünya'nın çeşitli bölgelerine göçler başladı. Meksika ve Orta Amerika'ya yerleşen Mayalar bu bölgede yayılarak medeniyetlerini geliştirdiler ve onlarda imparatorluk oldular .Atlantis'ten doğuya doğru yapılan göçlerle takriben 16.000 yıl önce Aşağı Mısır denen Nil Deltasına yerleşildi. Burada zamanla anavatan MU ve onun devamı olan Atlantis kültür ve bilimi ekseninde Mısır Medeniyeti gelişti. Bunlar da anavatan MU'da olduğu gibi tek tanrılı dine inanıyorlardı. Tanrının sembolü olarak güneşi (Ra) kullanıyorlardı. Her ne kadar bazı tarihçiler bunların güneşe taptıkları gibi yanlış bir imaj yaratmışlarsa da Güneş yani Ra Mısırlılar için bir Tanrı olmayıp, Tanrının sembolüydü. Fakat zamanla her inanç sisteminde olduğu gibi onlarda da dejenerasyon başladı.Bir grup Atlantisli Mısır'a yerleşmekle beraber, diğer gruplar ilerlemelerine devam ederek Anadolu'ya ve oradan da Kafkaslara kadar ulaştı. 16.000 yıl önce Anadolu'ya yerleşen Atlantisliler ve mu Uygurları özellikle Ege kıyılarında, oluşan büyük bir medeniyetin temellerini attılar , Anadolu'nun içlerine kadar girip, Mezopotamya'ya kadar uzandılar.Atlantislilere ilaveten, Pasifik Okyanusundan Brezilya'daki Amazon iç denizi yoluyla Atlantik Okyanusuna geçen anavatan MU'dan 25.000 yıl öncesi gelen Uygur göçmenler de, Atlantis üzerinden yollarına devam ederek, onların bir kısmı da Mısır'a ve Anadolu'ya yerleştiler.

     Anadolu'ya, MU'dan Atlantis Kıtası üzerinden 25.000 yıl önce Uygurlardan göçler olmuştu. Atlantislilerden daha önceleri, Orta Amerika'dan Maya İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Karalar veya Karyanlar diye bilinen bir grup, yine Atlantis üzerinden Anadolu'ya gelerek Yunan Yarımadasına ve Adalara yerleşen bugünkü Yunanlıların atalarıdır. Bunlar Maya dili Uygurca konuşuyorlardı. Bugünkü Yunan alfabesinde eski Maya Uygur alfabesi ile ilgili benzerlikler bulunmaktadır. 18.000 yıl önce Hindistan'dan İran Körfezi yoluyla Naga - Maya isimli bir grup Fırat Nehri deltasına gelerek yerleştiler. Bunlara ilk Akatlar dendi ve bölgeye de Akat ismi verildi. Sonraları bölgenin ismi benimsenerek ülkenin ismi de Akat oldu. Zamanla, Akatlar yerleşim yerlerini geliştirdikten sonra Fırat Nehrinin iç kısımlarına doğru ilerleyerek buralardaki düzlüklerde Mezopotamya'da yeni yerleşim yeri kurdular.

     Yeni kurdukları yerleşim yerlerine de Sümerler dediler. Sümer ismi, Naga - Maya dilinde "Düz Topraklar veya Düzlükler" olduğu için bu ismi yeni kurdukları yerleşim yerinin adı olarak kullandılar. 1937 yılının bir bölümünü bu çeviriler üzerinde notlar alarak incelemekle geçirdi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İngiliz Albay Churchward’ un yazdığı bu kitapların altına özel notlar alarak, 64 milyon nüfuslu böyle büyük bir kıtanın göçlerini ve özellikle Uygurlar ve Türkler ile olan bağları ile ilgilendi. Atatürk tarafından görevlendirilen Hasan Tahsin Mayatepek Amerika ve Meksika yerlilerinin dillerinde Türkçe sözcükleri tespit ederek incelemiş ve bu yerlilerin kültür kaynakları ve güneş kültünün din inançlarında etkilerini çözmeye çalışmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu konuda Aldığı NotÖzellikle 29 Şubat 1936 yılında yolladığı 7. Raporunda şaşkınlık yaratan çarpıcı ifadeler kullanmıştır.

      Bu raporunda Tahsin Mayatepek , Uygur,Akat,Sümer Türklerinin Pasifik Denizinde ilk insanlar olduğunu Mu Kıtasın da ki , büyük medeniyetin dilini ve din inancını buradan Dünya’ya yaydığını yazmıştır. Sümerler ve Akatlar aynı ve tek bir halktır. Aralarındaki tek fark, Akatların deniz kıyısında yaşayan denizciler, Sümerlerin de ovada yaşayan kara insanları olmasıydı. Sümerlerin ve Akatların başkenti Babil , diğer adıyla Güneş Şehri (Ka-Ra) idi. Babil Aşağı Mısır'dan daha eskidir. Tahsin Mayatepek “ Eski Türklerin vatanı ve kökleri , bildiğimiz gibi, Orta Asya olmayıp, pasifik denizinde batmış “ MU KITASI “ dan binlerce yıl evvel gelip Orta Asya yerleşen MU Çocukları olduğu anlaşılmaktadır “ demiş. Hatta Mezopotamya’ya, Yukarı ve Aşağı Mısır bölgelerine ve Etiyopi’ye binlerce evvel gelen ve yüksek kültür ve medeniyetleri, dil ve dinleri getirerek yayan ırkın da, MU çocukları olduğu ihtimalini verdiği raporda yazmıştır.Hindistan'dan ayrılan başka bir grup da Afrika üzerinden Yukarı Mısır'a yerleşmişti.

     Zaman içinde bu iki sömürge ülkesi de Hindistan ve Mayalar yoluyla anavatan MU'dan gelen sömürgecilerle kalabalıklaştılar. Daha sonraları bu iki ülke Aşağı ve Yukarı Mısır, Kral Menes zamanında birleşerek tek bir Mısır Devleti oldular. UYGURLAR Büyük Uygur İmparatorluğu , Güneş İmparatorluğu diye anılan MU'ya bağlı en büyük ve en önemli sömürge imparatorluğuydu. MU İmparatorluğundan sonra, Büyük Uygur İmparatorluğu dünyanın tüm zamanlar boyunca çok iyi bildiği en büyük imparatorluktur.Büyük Uygur İmparatorluğunun doğu sınırları Pasifik Okyanusu kıyılarında, batı sınırları bugünkü Moskova'nın bulunduğu yerdeydi. Avrupa'da Atlantik Okyanusu'na kadar uzanan ileri karakolları vardı. Kuzeydeki sınırları net olarak bilinmemekle beraber, Kuzey Arktik Okyanusuna (Buz Okyanusu) kadar uzanıyordu. Güney sınırları Burma, Hindistan ve Pers Ülkesinin bir kısmına kadar gidiyordu.Antik kayıtlara göre 70.000 yıldan daha önceleri anavatan MU'dan gelen UYGURLAR ilk olarak bugünkü Çin ve Kore Yarımadası arasındaki Sarı Deniz sahillerinde ilk yerleşim yerlerini kurdular. Oradan Asya'nın içlerine doğru yayılarak, o zamanlar sulak bir ova olan bugünkü Gobi Çölünün bulunduğu bölgeye yerleşerek başkentlerini burada kurdular.

      Buradan da bütün Asya'ya , Hazar Kıyılarına, Anadolu'ya, Orta Avrupa'ya ve Atlantik Okyanusuna kadar uzandılar.Eski Çin kayıtlarına 17.000 sene önceki kayıtlara göre Uygurların sarı saçlı, beyaz tenli ve mavi gözlü oldukları söylenmektedir. Adolf Hitlerin faşist ırkçılığı da bu teze dayandırılmaktadır. Onlara göre, Uygur Türkler bu kategorinin dışındadırlar.Kayıtlı çok eski tarihlere göre, Anadolu'ya ilk yerleşenlerin Uygurlar olduğu bilinmektedir. Ama sonraları Anadolu'ya o kadar değişik milletlerden ve değişik yönlerden yerleşimler olmuş ki, sonuçta Anadolu bir çorba olmuş. Ancak kim nereden gelirse gelsin, o dönemlerde herkes anavatan MU orijinli olduğu için, Anadolu'ya ilk gelenlerin MU'dan Büyük Uygur İmparatorluğundan gediğini söyleyebiliriz.

      Burada zikredilmeyen daha bir çok tali kollarda yapılan göçlerle, pek çok ırk ve pek çok millet meydana gelmiş. Antik dönemde, Dünya'da bayağı yaygın ve bugünkü kadar olmasa da kalabalık bir yerleşim olmuş. Bu nedenle bazı ırkçı bilim adamları Aryan Irkı (Ari Irk) diye bir kavram ortaya atarak Avrupalıların Uygurların devamı olduğunu iddia etmektedirler. Mu kıtasının varlığını kabul edenler bu kıtanın varlığını gerçekten savunanların görüşüne göre Mu kıtası yeryüzündeki ilk kıtadır ve Polinezya, Mikronezya, Hawaii ve Fiji adaları Mu kıtasının kalıntılarıdır. Mu kıtası insanları Naacal'dır. Churcward'ın tabletleri de bu yüzden aynı isimdedir. Buna göre Mu kıtasında 70 bin yıl önce tek tanrılı bir din vardı. Kıtada yaşayanlar Mu kıtası dışındaki kıtalarda koloniler oluşturma başlamışlardı ve Mu kıtasının en büyük kolonisi Uygur imparatorluğuydu. Yani Mu kıtası ve Uygurlar aynı köke sahiptir. 64 milyon nüfuslu kıtada tek tanrılı din ve reenkarnasyon (Ruh Göçü, ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği addır) inancı mevcuttu. Mu araştırmacılarına göre, Mu kıtasından her kıtaya göçler yapılmışsa da başlıca göçler Kuzey ve Güney Amerika'ya, Orta-Asya'ya, Mısır ve Anadolu'ya yapılmıştır. Churchward'a göre 70.000 yıl önce mevcut olan Uygur imparatorluğu Avrupa içlerine kadar uzanmaktaydı.

      Mu ya da Orta-Asya kökenli bu kavimlerin hemen hemen hepsinde (yaklaşık 40 dilde) telaffuzları az çok ufak farklarla, "baba" anlamına gelen ata sözcüğü mevcuttur. Churchward Uygurlar'ın torunları olan bu kavimlerden bazıları olarak Keltler'i, Basklar'ı ve Asyalı İskitler'i sayar. Mu kıtasından göç eden insanların dünyanın çeşitli yerlerine yayıldığını ve Türklerin kökeninin çok geniş olduğu ifade edilmiştir. Rapora göre Mu kıtasından ayrılanlar iki kola ayrılmış, Asya' gelenler kendilerine Uygur adını vermiş, Amerika kıtasına geçenler ise Maya adını almıştır, 12.000 ila 70.000 yıl öncelerinde, antik dönemde bilim, teknoloji ve gelişmişlik bugünkünden daha ileri seviyede olduğu için, Dünya'nın bir çok bölgesinde yayılıp yerleşen ve çeşitli isimler altında devletleşen toplumlar büyük şehirler kurmuşlar; devasa tapınaklar, saraylar ve binalar inşa etmişler, çok gelişmiş alt yapılar yapmışlar. Çok eski kayıtlar Uygurların otoban yolları olduğundan söz eder. O dönemlerde denizcilik çok gelişmiş olduğu için devasa limanlardan bahsedilir. Baalbek harabelerindeki yapılarda kullanılan bazı taşların 4x5x21m = 420metreküp olduğu söyleniyor.Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığım üzere, dünyada bu kadar yaygın ve bu kadar gelişmiş bir düzen kurulmuşken, ne olmuş da bu toplumlar, bu düzenler bugüne taşınamamış.

     Üstelik çoğunun izleri sürülemeyecek kadar kaybolup bir sır haline dönüşmüş. Kıtalar batmış , yeni kara parçaları oluşmuş ve bir zamanlar mevcut olmayan dağlar meydana gelmiş. Dünya yüzeyi allak bullak olmuş. İnsan yaşamı ile ilgili felaketlerin çoğu da son 70.000 sene içerisinde gerçekleşmiş. Ondan çok önceki jeolojik çağlar insan yaşamının olmadığı çağlardır.Jeolojik tespitlere göre; Dünya'yı muhtelif kollar halinde çepeçevre kuşatan yeraltında gaz kuşakları ve fay hatları bulunmaktadır. Genelde en büyük felaketler bu gaz kuşaklarından gelmiş.Diğer felaketlerde Dünya'nın manyetik alanının zaman zaman değişmesi sonucu ortaya çıkan yıkımlardan ve iklim değişimlerinden kaynaklanmış.Dünya'da yaşanan felaketler genelde bölgesel olmuş. Felaketler sonucu belli bölgenin insanları neredeyse toptan yok olurken başka bölgedekiler kurtulmuş. Fakat bu felaketler periyodik olarak değişik bölgelerde olduğu için neticede tüm Dünya medeniyetlerini etkilemiş, depremlerde olduğu gibi.

      Çok eskilerde tarihi kesin olarak bilinmeyen zamanlarda meydana gelen doğal afetlerle bazı bölgesel yıkım ve yok olmalar yaşanmış olmakla beraber manastır kayıtlarına göre tespit edilebilen büyük felaket 16.000 yıl önce Meksika Ovasında yaşanmış. Jeolog Willian Niven'in 1921 -1923 de bulduğu tabletlerde ve bir Mısır tapınağından alınan kayıtlarda olay mealen şöyle aktarılıyor. "Meksika Vadisinin altında yatan gaz odası patladı ve tavanı yıkılıp çöktü. Okyanus suları, oluşan çukurun içine doldu ve Meksika Vadisi tamamen suyun altında kaldı. (daha o zaman dağlar yoktu) Bu patlama olayından sonra, büyük volkanik faaliyetler ve peş peşe sürekli depremler oldu. Toprak yarıldı ve volkanlardan alev, duman fışkırdı. Lavlar bütün ülkeye yayıldı ve her tarafı ölüm ve yıkım sardı." Bu olayla ilk dönem Maya Medeniyeti yok oldu. Daha sonraları Maya ülkesi 4 felaket daha geçirdi. Bu felaketlerden evvel , ilk göçmenlerin kurdukları muhteşem tapınaklar, büyük şehirler, okyanustan gelen büyük dalgalar tarafından silinip süpürüldü. Dalgalar geri gittiğinde geride sadece büyük kaya yığınları, taş, kum, çakıl kaldı. Koca şehir sular altına gömülmüştü. Bu ilk büyük şehrin kalıntıları Mexico City'nin 40km. kuzeyindedir..

      Yine Tarihçilerin; insanlar çakmaktaşı ile kesici alet yapıyorlardı ve mağaralarda yaşıyorlardı dedikleri, sözde ilkel insanlar, muhtemelen o yıkım bölgelerinden kurtulan aslında çok gelişmiş, fakat elinde hiç imkanı kalmamış insanlardı.Dağların yükselmesi ile yok olan şehirlerle ilgili pek çok arkeolojik kalıntıya rastlanmakla beraber en meşhur kalıntı, Peru'da 3.900m. yükseklikteki Titicaca Gölünün kenarındaki şimdiki adıyla Tiahuanaco olarak bilinen antik şehir kalıntılarıdır. Bu antik şehir çevresinde bulunan deniz kabukları ve gemilerin bağlandığını gösterir büyük iskele yapıtları vaktiyle bu şehrin deniz kenarında kurulmuş bir yerleşim yeri olduğunu ispatlamaktadır.Bu şehrin kalıntıları arasında bulunan ve arkeologların "Dünyanın en muhteşem arkeoloji harikalarından biri" dedikleri şahane bir anıt yatmaktadır. Bu taş anıtın yaşı 16.000 yıl olarak tespit edilmiştir. Nitekim, MU ve Atlantis'te de bu durum yaşanmış; izole durumdaki gaz odaları, oluşan kuşaklarla serbest kalarak patlamıştır. Patlama sonucu, her iki kıtada parçalanarak sulara gömülmüştür.Her iki kıtanın da batışı ile o bölgelerin coğrafyası değişti. Atlantis'in battığı yerde Atlas Okyanusunda derin bir çukur açıldı. Sular bu çukura aktığı için deniz seviyesi düştü ve Amazon Denizi yok oldu, Florida'da ortaya çıktı. Pek çok kıyı şeridi de değişikliğe uğradı. Tabi pek çok insan öldü ve büyük iki medeniyet yok oldu. Bütün bunlar yaklaşık günümüzden 11.500 - 12.000 yıl önce oldu. Uygur İmparatorluğunun yok oluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber , buzul çağının bitişinden sonraki sel baskınları ile yok olmuş olmaları onların çöküşünün de 9.500 - 10.000 yıllarında olduğu tahmin ediliyor.Uygurlardan Avrupa'ya ilk göçler daha dağlar ortaya çıkmadan çok önceleri olmuştu. Avrupa'ya ilk göçen bu insanların büyük bir kısmı önce Dünya'da meydana gelen, muhtemelen kutup kayması veya yer değiştirmesine bağlı oluşan büyük manyetik felaketle yok oldular. Ardından gelen dağların yükselişi ile de yine büyük bir yok oluş ve yıkım yaşadılar. Bu felaketlerden sonra sadece üç küçük topluluk, muhtemelen üç aile kurtuldu. Bugün Fransa'daki Bretonlar'ın İspanya'daki Bask'ların ve İrlanda'daki Oirish'lerin onların soyundan geldiği iddia edilir. Zira, hala bu üçlünün dilleri birbirine çok benzer. Hatta neredeyse aynı dili konuşuyorlar. Mu dininin dört temel kavramı vardır; 1-Tanrı tektir. Her şey ondan var olmuştur ve ona dönecektir. 2-Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez. 3- Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar. 4- Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrıya döner ve onunla birleşir.

      Dünya'da dağların oluşumundan sonra periyodik zamanlarda çeşitli felaketler yaşanmış ve sürekli yıkımlar olmuştur. Bir sürü ırklar ve halklar yok olmuş ve bunun yerine başka ırklar ve başka halklar gelmiştir. Bunların geçmişi tam bilinmemekle beraber arkeolojik kazılarla, bilinmeyen bu ırklar zaman zaman ortaya çıkarılmaktadırlar.Irklar geliştikçe, mutlaka gelen bir felaketle yok olmuşlar, belli bir süre geçtikten sonra o felaketlerden kurtulanlar yine gelişip başka bir ırk oluşturmuşlar. Fakat başka bir felaketle onlar da yok olmuşlar. Bu bakımdan insanların Dünya'daki yaşamları sürekli yıkımlarla doludur. Periyodik zamanlarda bilimde, teknolojide, mühendislik yapılarında da zirveye çıkmışlar, belli biz zaman sonra bu medeniyetler yok olmuş, bunun yerini ilkel yaşam almış ve aradan geçen binlerce sene içinde bu ilkel yaşam tekrar medeni yaşama yükselmiş, bu yaşamda binlerce sene sonra tekrar yok olmuş. Gerek Maya kayıtlarına, gerekse Antik kayıtlara bakılırsa Dünya bu döngüyü ortalama her 4.000 - 5.000 yıllık dönemlerde hep yaşamış. Ayrıca aralarda bölgesel felaketlerde yaşanmış.Son buzul çağın sonunda takriben 9.500 - 10.000 yıl önce, yine manyetik felaketlerden kaynaklandığı sanılan iklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesiyle dünya çapında felaketler ve deniz kabarmaları yaşanmış

    Tufan diye de adlandırılan bu sel baskınları sonucu, başta Uygurların yerleşim bölgeleri ve başkentleri olmak üzere bir çok medeniyet silinip süpürülmüş ve yerin altına gömülmüştür.Ohio Üniversitesindeki büyük ilim adamlarından biri olan buzul uzmanı Lonnie Thompson'un araştırmalarına göre; 5.200 yıl önce güneş aktivitelerinde meydana gelen keskin bir düşüş ve sonrasında çıkış neticesinde, yeşil bir kuşak oluşturan Sahra çöle dönmüş, kutuplardaki buzullar eriyerek tüm küresel ekoloji bozulmuş, dünyada büyük felaketler yaşanmıştır. Dünya düzeni geçmişte olduğu gibi devam edecek ,biz insanlar dünyaya faydalı olalım düzeni bozmayalım dünya düzeni bozulursa ilk zerar görecek olan biz oluruz . ( içindeki kaynaklar araştırmacı yazarların kitap ve makaralardan alıntılar vardır) 

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.